FİRARİ MÜRDÜM ÇİÇEĞİ kitabım ÇIKTI okudunuz mu ?

17.3.14

Evliya çelebi Seyahatnamesinde Harput


Evliya Çelebi, Arabkir’i, Arabkir kalesini vasfettikten sonra, Harput'a doğru yolculuğunu şöyle anlatır "Arabkir'den doğuya giderek Dutluca köyünde menzil aldık. Fırat kenarında mâmur köy ve geçit başıdır. Buradan ilerisi Diyarbekir eyaletidir ve Çemişgezek sancağı hudududur. Burada bir köyde misafir olduk ama adı hatırımda değildir. Oradan yine düz sahra içinde doğuya giderek Murat nehrini gemilerle geçip karşı tarafta yine Diyarbekir toprağında İşivan kalesine geldik. Harput hududunda burada Fırat ve Murat nehirleri birbirine yakın geçerler ve buraya bir menzil uzak Çat mevkiinde birbirine karışırlar. Onun için Fırat ve Murat bir günde geçilir. İşivan köyü, Murat kenarında mâmur şehirdir. Buradan yine doğuya giderek (..?..) köyüne geldik. Harput mıntıkasında, bağlı, bahçeli, camili müslüman köyüdür. Buradan kalkarak sekiz saatte Harput kalesine geldik.
Harput kalesi vasıfları: (Makdisi veya Mu­kaddesi) tarihinin yazdığına göre, Hazret-i Zekeriya asrında Buthunnâsır binasıdır. Bazı İseviler eşeğe taptıklarından Acem lisanında bu şehrin ismi (Dar-ı Har Fut) tur. Diğer bir değişe göre burada havarilere gölge salmış bir dikenli söğüt ağacı var imiş, onun için (Harbid) demişler. Bazıları, arazisi diken yetiştirdiğinden (Harbirid) yani diken getirici derler. Al-i Osman defterhânesinde (Has'an Ziyad Ülkesi) diye yazılıdır.Seferi hümayun vuku buldukta her vilâyetin bir çeşit adı olur ki büyük alay ve cemiyette bir şehir halkı bulunmak murad olunca uşaklarıyla çağırırlar. Mesela, Halep şehri bulunmak murad olunsa (Ahad) diye bağırırlar. Sivas'a (Rum, Rum), Diyarbekir’e (Amid, Amid) diye oran çağırırlar. Bu Harput’a (Hasan Ziyad) diye çağırırlar. Bu kale hükümdardan hükümdara geçip sonunda Çıldır fethinden sonra Sultan Selim'in veziri Bıyıklı Vezir Mehmed Paşa serdar tayin kılınıp Diyarbekir’i fetheyledikte bu Harput dahi itaat edip aman ile kaleyi teslim etmiştir. Hâla Diyarbekir eyaletinde sancak beyi merkezidir. Alay beyisi, çeri - başı, yüz - başısı vardır, sefer sırasında beyinin askeriyle cümle iki bin iyi yüz silahlı askeri olur, üç yüz pâyeli şerif kaza olup nahiyelerinden kadısına senede altı kese hâsıl olup sancak beyine dahi yirmi kazalık yerdir, on sekiz bin kuruş hâsıl olur. Müftüsü, nakibüleşrafı, sipahi kethüdâ - yeri, yeniçeri, serdarı, şehir su - başısı ve muhtesibi vardır.
Harput Kalesi Şekilleri: İç kalesi göğe baş kaldırmış ve acaip ve garip yalçın kaya üzerine dört köşeden uzunca kaya bina sağlam bir hisardır. Bir kapısı var, kale içinde bin kadar temiz toprakla örtülü evler vardır. Su sarnıçları, buğday ambarları dahi burada dır. Kale ağası, kethüdası, mehterhanesi, kale neferleri, yetecek kadar cephanesi, âla şahı topları vardır. Bir kere Timur fethinde âciz olmuş ve sonra dönüşle kuşatıp aman ile malik olabilmiştir. Gayet sağlam ve sarp kaledir. Gerçi havalesi şekilli yüksek dağları vardır. Ama ondan zarar isabet etmez. Bu iç kale yalçın kaya üzere vaki olmakla hendeği vardır. Ve kalenin kapısı önündeki hamamın su ve havası latif, binası hoş ve beğenilir.
Dış Kalesi: Burası iç kalenin varoşu hükmündedir. Bu dahi eski zamanda sağlam kale imiş. Halen tamire muhtaçtır. İki adet kapısı var. Biri batıya dağ kapısı, diğeri kıble tarafında metris kapısıdır Bu kale içinde bulunan hanedanlar mamurdur. Saraylarından; Kale’de Munzurzade sarayı, Kösezade sarayı meşhurdur.

Camileri: Evvelâ İçkale Camiisi minaresizdir (Ulu Cami) hepsinden büyük ve güzel camidir eski olup duası kabul olunur yerdir. Sanatlı eski tarzda bir minaresi var. Meydan Camii (Sara Hatun Camii) minaresizdir. Arslanlı Camii, Zahiriye Camii medresesi de vardır. Azar Hatun Camii, Devasudiye Camii, Ağa Camii nazik minareli bir camiidir. Altı adet medresesi olup her camide bir de dershane bulunmak mukarrerdir, ama Zahiriye Camii, Ulu Cami, Hatuniye medreselerinin vakıf­ tarafından müderrisleri vardır. Hepsinde hadis ilmi görülür. Tamamı elli adet mektepleri vardır ki vakıf Lafından yetimlere her sene birer kat ipek elbise, para ve hediyesi boldur. Kaleden dışarı Feth - i Baba Tekkesi, ulu asitandır. Enkuz Baba tekkesi fukaranın misafir olduğu yerdir.
Hamamları: Kale Hamamı, Cemşid Hamamı bunlar, has olan hamamlardır. Yüz yirmi adet hanedan hamamları dahi vardır. Yedi adet tüccar hanı vardır. Fakat eski bedestan yakınındaki Çarşı Hanı hepsinden mâmur vc mükelleftir.
Çarşı ve Pazarı: Çarşısı altı yüz dükkandan ibarettir. Dükkanları gayet mamur ve süslüdür. Saraçhanesi hepsinden şirindir. Gayet sanatlı saraç örtüsü işlenir. Mutafları dahi beğenilir. Gerçi şehir Kürdistan hudududur, fakat su ve havasının letafetinden yer yer civanları bulunur. Ahalisi Kürdçe, Türkçeyi temiz konuşurlar. Reayası ekseri Kürd ve Türktür.
Yiyip içecekleri: Beyaz ve has ekmeği, çöreği, böreği güzeldir. Bağlarında "hezari" namında bir çeşit elması olur. İstanbul yakınındaki Kocaeli sancağında misket elması gibi güzel kokulu, yuvarlak bir elmadır. Bahçelerinde (..?..) üzümü, Şam'ın zeyni üzümünden tür ve lezzetli üzümdür.
Büyüklerin ve ayanın adları: "Büyük Köseler", ikinci Diyarbekir'e gidişimizde, Melek Ahmed Paşa efendimize şahane büyük bir ziyafet edip iki bin kuruş hediye ve bir toyla Hassanül Ciyad roisüllü atlar peşkeş çekti. "Küçük Köseler", Hüseyin Han oğulları" hanedan sahipleridirler, keremlerini görmüşüz. "Karındaş oğullan", "Munzur oğullan" meşhurdur.

Harput Gölü: Bu şehrin batısında bağ ve bahçelerle çevrilmiş şehirden iki saat uzakla bir göl var. Bir günde süratle iki adam etrafını gezebilir. Yılan zehiri gibi acı bir göldür. Bazı müverrihler bu gölün menbası Van deryasıdır, yer altından yol bulup buraya dökülür, bu Harput'ta göl olmuştur derler. Hakikaten Van deryasının balıkları bu gölde dahi bulunur. Bu göl içinde bir ada var. O adada bir köy var. Tahminen üç yüz haneli bu köyün halkı boyacı ve terzilerdir. Mezkur gölün etrafındaki Habus köyünden ve diğer köylerden kayıklarla halk gelip bu adayı temaşa ederler. Bu adada bir kilise vardır. Tapılan eşek burada ölüp bütün patrik ve papazlar eşeğin naşını mumya edip bu kilise içinde yer altında saklamışlardır ki onu bu kilisenin hadameleri bile bilmezler. "Hâlâ endamıyla dört ayak üzerine durup şebi çırağ gözlü, sırmalı çullu bir eşektir" diye sözüne inanılır kimselerden haber aldık. Ama hakir göremedim. Eski zamanda Hıristiyanlar bu eşeğe taparmış.
Garip hikmettir: Harput’un kıble tarafında bağlar içindeki yalçın kayalarda büyük mağaralar vardır. Temmuz ayı olunca orada akan sular donup buz olurlar. Ol şiddetli sıcakta halk bu buzlan kullanıp ciğerlerini tazelerler. Temmuz günleri gidip de kışın şiddeti gelince bütün buzlar eriyip sular hamam suyu gibi olur. Mağaralar içi o kadar sıcak olur ki nice gurbetten gelenler oraya varıp hamam gibi yıkanırlar. Tuhaflık bunda ki sıcak mevsimde sıcak olup, kışın soğuk olacak iken dilediğini yapan Allah sun'unu izhar için böyle halk etmiştir! (Allah dilediği gibi yaratır.)
Allah'ın diğer bir su'nu: Bu şehrin sahrasında bir çeşit kaynak görünür. Her sene kabak mevsiminde yakın ve uzak yerlerden bay ve fakir, miskin ve garibanlar gelip bu sahrada çadır ve harkahlarıyla dururlar. Evvela üç gün tuzlu yemek yemeyip perhiz olurlar, dördüncü gün sabahleyin ol sudan bir fincan içince üç amel eder. Bir fincan daha içince yine üç amel eder. Bu tertip üzere on fincan içen bünyesi kuvvetli ademler tam otuz amel eder. Bazı ademe istifra ettirip pak ve temiz ve gıllı gıştan ve bütün çeşitli hastalıklardan temizlenirler. Bunun için Harput halkı ten dürüst, kırmızı yüzlü, kavi bünyeli, pehlivan dilaver adamlardır. Bu su sebebiyle asla zamanın tabiplerine muhtaç değillerdir. Harput şehrinden doğuya mâmur köyler, sarp ve kayalık yollar içinde giderek gemi ile Fırat nehrinin geçip Pertek eski şehrine geldik.


Not:http://www.elazizliyiz.biz/elazig/evliya-celebi-seyahatnamesinde-harput-h794.html 'den alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sizin Yorumunuz.!

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...