FİRARİ MÜRDÜM ÇİÇEĞİ kitabım ÇIKTI okudunuz mu ?

24.12.14

Elazığ ve Harputta Düğün Töreleri


Düğüne günü daha evvel taraflar arasında kararlaştırılmış olduğundan zengin ailelerde düğün şenlikleri bir hafta veya on gün evvel başlar. Eski zamanlarda kırk gün, kırk gece devam eden düğünleri de büyüklerimizden işitirdik, bu şekil düğünlere bizler yetişmedik; fakat haftalık, on günlük düğünleri çok gördük ve çok seyrettik. Düğün evinin selâmlık ve Harem dairelerinin bütün oda, salon ve sofaları temizlenmiş, yemek odaları ayrılmış veya iç sofalar da tertiplenmiştir. Geceleri aydınlık olmak için düğün evinin caddeye olan duvlralarına, pencerelerine fenerler asılır ve düğün evinin kapısı önünde muhtelif yerlere meşaleler yakılmak için bir metre yükseklikte demir ocaklar yerleştirilirdi. Şenliklere, düğün evinin kapısı önünde veyahut bu eve yakın bir meydanda sabahın muayyen saatlerinde davulların bir arada ve bir anda vurulmalarıyla başlanılırdı. Davul adedi, düğünün şümul ve azametine göre değişir, bir davuldan yedi davula kadar olan düğünleri gördük. Bu davulların yanında her iki veya üç davul için bir zurna veya bir kılernet bulundurulurdu. Daha eski çağlarda kırk davul, kırk zurnalı düğünlerin azametini de duyduk ve küçüldük. Bu davulların bir arada ve aynı tempo ile bir anda vurulmaları bütün mahalleyi ve hattâ diyebilirim ki, bütün şehri ayaklandırmaya kâfi gelirdi.. Çoluk çocuk, ihtiyarı, genci hep birden düğün evinin kapısı önüne veya yakın meydana koşar, buralarda toplanılır ve mahşerî bir kalabalık heran artar ve kabarırdı.
Davulcuların ilk vazifeleri, davetlileri karşılamaktı, uzaktan bir davetli kafilesinin geldiğini gören Davulcular, hemen – Karşılama havasına geçerek gelenlere karşı yürür, yaklaşınca da tekrar geri dönerek misafirlerin önleri sıra çala çala düğün evinin kapısına kadar misafirleri getirir, orada baş Davulcu, Davulunu çevirerek vaziyet alır diğer Davullar çalınırdı. Davetliler, çevrilen davulun üstüne bahşiş olarak gümüş mecidiyeler, on kuruşluklar, çeyrekler atarak içeriye girerlerdi. Davullar, dışarıda çalınmağa başlarken içeride de saz takımı fasla başlardı.Saz takımı bir veya iki keman, bir kanun, bir kılernet, bir veya iki tefden ibaretti. Son zamanlarda bu takıma Darbuka, Cünbüş ve Ut da girmiş bulunmaktaydı. Bu takımın yanında iki veya üç okuyucu ve bir de Köçek vardı. İşte saydığımız bu saz takımına bazan Elazığdan kemaneci Kör Karo, Hamamcının Mustafa ve Hüseynik’ten de kanuncu Boğos gibi sanakârlar da getirtilir, bu suretle saz takımı kadrosu genişletilirdi. Gece âlemlerinde, bilhassa Kına gecelerinde bu kadroya hariçten sesi gür ve güzel bâzı okuyucular da davet edilir, âhenk ve coşkunluk artar ve ayyuka çıkardı. Meselâ : Başda Korukoğlu Şevki, Dabağ Muhiddin, İsmail ve Feyzi gibi. İşte dışarıda davullar ve zurnalar, içeride saz takımları icray-ı âhenk ederlerken, düğün davetlileri de kafile kafile gelmeye başlarlardı. Bu davetler şöyle olurdu: Düğünlere davet edilecek zevatin isimleri bir kaç gün evvelinden büyük bir tabak kâğıt üzerine yazılırdı. 1. inci Plânda: Harputun büyük âlimleri.. Hükümet erkânı.. Tüccarlar.. Köy ağaları. Esnaf., ve en sonra da konu komşu.. Bu defterler, yukarıda açıkladığım gibi düğünde İlâhi okumak üzere vazife alacak olan üç dört kişiye verilirdi ki, bunlara Harput’da UHUCU denilirdi. Bunlar defterler ellerinde kapı kapı, dükkân dükkân dolaşır, düğün sahiplerinin selâmlarını ve davetin gün ve saatim söyleyerek düğüne davet ederler ve bunlardan da bahşişlerini alırlardı.Davetliler, şu şekilde tertiplenen sofralara oturur, yemeklerini yerlerdi. Odanın bir başından öteki başına kadar bir ve sofalarda ise bir sağ ve bir sol tarafda olmak üzere iki sıra, yerlere bembeyaz kar gibi Hasavanlar serilmiştir. Genişlikleri iki, uzunlukları dört beş metre olan bu Hasavanların her tarafına yumuşak şilteler, minderler konulmuştur. Bunların üstünde boydan boya ince mabrum denilen bezlerden yapılmış 3-4 metre uzunluğunda işlemeli peşkirler.. Ve bu peşkirlerin önünde tertemiz cimşir ve siyah Abanoz kaşıklar sıralanmıştır. Hasavanın üzerinde kalaylı büyük bakır lengerler içinde kızarmış kuzular.. Kaburgalar.. Pirinç veya Bulgur tiritleri (Etli pilâv).. Yaprak dolmaları.. Tepsilerle Baklavalar.. Ve yine ufak kâselerde Düğün zerdeleri ve Pilâvlar.. İşte Harput’da bu gibi sofralara «SOMAT» denilir, hattâ «Somat çekme» diye de kullanılırdı.Yemeklerden sonra misafirler, diğer odalara alınarak kahveler, sigaralar, nargilelerle ikram edilirlerdi. Bir kafile gidince, sofralar derhal temizlenerek ikinci kafile için yeniden tanzim edilird. İkinci, üçüncü, dördüncü kafileler de bu suretle yedirilip içirildikten sonra düğün evinden ayrılırlardı. Bu arada saz takımı durmadan, dinlenmeden çalar ve misafirleri eğlendirirdi. İşret kullananlar, ayrıca akşam yemeklerine davet edilir, bunlara da masalarda sofralar hazırlanır., yer, içer, sohbet eder, eğlenirlerdi. Öyle bir ân gelirdi ki, işret sofrasmdaki davet liler, hep birden coşar, oyuna kalkarlardı. Bu eğlenceler, bazen yarıgecelere kadar devam ederdi. İşret edenler, çalgıcılara ayrı ayrı rakı ikram ettiklerinden ve bir tarafdan da bahşiş verdiklerinden onlar da neş’elenir ve coşarlardı. İçeride bu şekilde eğlenilirken dışarıda da Davul zurna sesleri mahalleyi çınlatmakta devam ederdi. Davulların önünde oyuncular çoğalır, Halaylar, Üçayaklar birbirini takib ederdi. Bilhassa köylerden getirtilen oyuncular, o kadar meharetle oynarlardı ki, o sıra bütün Düğün davetlileri kadın, erkek damlardan ve pencerelerden bunları seyre çıkarlardı. İsimlerini burada rahmetle anacağım Tilenzit köyünden ibrahim, Germilili Teîo, Adedili Mehmet Ali gibi oyuncuları bu topraklar bir daha yetiştiremezdi. Bu suretle düğünlerin akşamları ve hele geceleri daha neş’eli geçerdi. Bir tarafdan meş’aleler yanar, bir tarafdan he-vaî fişekler göğ yüzüne helezonî ışıklar saçardı.

Kaynak: İshak Sunguroğlu- 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sizin Yorumunuz.!

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...