FİRARİ MÜRDÜM ÇİÇEĞİ kitabım ÇIKTI okudunuz mu ?

6.4.15

Affetmek Nedir Affetmezsek Neler olur


Affetmezsek ne olur
Affetmek, başkalarının yarattığı koşullardan ve yanlışlardan dolayı kendimize acı vermeye, ya da başkasının bize acı vermesine izin vermemize son vermek demektir.
Affetmek, bir keşiftir… Bir yanlışı silmek değil, affettiğimiz kişiyle aramızdaki benzerliği keşfetmektir.
Affetmek unutmak değildir.. Geçmiş unutulmaz.. Unutmamalıyız da.. Ama geçmişte yapılanların yıkıcı etkisini ortadan kaldırmaktır. Artık acıyı hissedememektir.
Affetme süreci, yas tutma sürecidir.. Kişi affetse de kaybetme duygusunun ve yaralanma duygusunun acısını hissedebilir. Onarım zaman gerektirir.
Affetmek yapılanları onaylamak, hoş görmek değildir.. Yapılanları önemsiz farz etmek, örtbas etmek, yapılanların kötü olduğunu geçersiz farz etmek ya da o kişinin hakli olduğunu zannetmek de değildir.. Tam tersi “yapılanlar kotuydu.. İncitti ” diyerek ve yüzleşerek yola çıkılır.
Affetmek o kişiye kendimizi daha büyük hissettirerek onu bize karşı borçlu kılmak ta değildir.. Bu bir ego oyunu olabilir ancak.
Affetmeyi seçtiğimizde kimse bize borçlanmayacaktır. Diğer insanin da affetmesini, özür dilemesini, değişmesini ve
Bizim istediğimiz gibi olmasını beklemeyeceğiz. . Çünkü biz ancak kendimizi kontrol etmeye muktediriz..
Bir başkasının seçimlerini kontrol edemeyiz. Böyle bir gücümüz yok..
Affetmek fedakarlık değildir.. Katlanmak hiç değildir. ” iyilik perisini” oynamak ta değildir.
Affetmemiz için illa o kişiyi anlamamız gerekmez.. Olayları illa hatırlamamız da gerekmez.
Affetmek o ana mahsus bir durum değildir.. Bir süreçtir.. Zaman içersinde sabırla yavaş yavaş olur.
Affetmek bir secimdir.. Amaç bizim öz mutluluğumuz, rahatlamamız, özgürleşmemiz, hastalanmamamız ve hayatimizi sağlıklı ve mutlu yaşamamızdır.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil,
O kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil,
O kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil,
O kişiyi suçsuz ya da hakli bulmak değildir.
Affetmeyi gerektiren her yara ve travma, içinde önemli bir dersi de barındırır.
Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşmemiz, yüzleşmemiz gerekebilir. .
Cesurca bunu yapmalıyız.. Zira affetmenin gerçek yolu buradan gecer.
Affetmek öfke ve intikama yatırım yapmaktan vazgeçmektir.
Affetmek kendimize verdiğimiz en büyük armağandır..
ACI, öfke ve çaresizlik hislerinden özgürleşmektir. .. Geçmişe değil, şimdiye ve geleceğe yatırım yapmaktır.
Affetmek kendini yiyip bitirmek ya da kişiye bedel ödetmek yerine, var olan enerjimizi kendimizi geliştirmek için kullanmamızı sağlar.
Gerçek affediş, mazeret uydurmak ta değildir.. ” annem babam yapabileceklerinin en iyisini yaptılar.. Napsınlar. Ah canim benim” demekte değildir.
Öfke ve affetmek birbirinin zıttı değildir. Üzerinde birlikte çalışılması gereken olgular ve duygulardır.
Affetme süreci nasıl başlar?? Nasıl affedebiliriz?
1) Önce acıyı, travmayı kabul etmek ve yüzleşmeye kendimizi hazır hissetmek
2) Kendimizi tanımak, bu süreç içersinde bir yandan kendimizi affetmeye de başlamak
3. Basamak: sınırlarımızı çizmek. Kendimize güvende hissettiğimiz bir alan yaratmak.
Yani “ tamam.” Bugüne kadar yaptığın yanlıştı.. Kötüydü. Bana acı verdi..
Ama artık dur.. Bundan sonra buna izin vermiyorum.” diyebilmek ve bu sınırı koymaya karar vermek.
4) Kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek.. Değişecek olan diğer insan değil, biziz..
Yanı beklenti ondan değil, kendimizden.
5) Öfkemizi kullanacağız. .. Önce kendi öfke ve çaresizlik hislerimizi fark edeceğiz. .
Öfke enerjimizle sınırlarımızı yeniden belirleyeceğiz.
6) Affetmenin kısa yolu, sihirli tarifeleri yoktur.. Bir süreçtir,, sabır gerekir.. Herkes için farklı yaşanır.
7) Objektif olarak bize acı veren durumla yüzleştiğimiz zaman, derin bir mutsuzluk ve yoğun bir öfke,
Korku hislerinden sonra gerçek uyanış başlar ve yeniden sevme gücünü kazanma sansını elde ederiz.
8) Bütün bunları yapmadan affetmeye çalışmak sağlıklı ve yararlı olamaz.
Eğer biz bir cesaret yüzleşmezsek,
Travma kendini değişik kılıflarda, obje değiştirerek yine karşımıza çıkarak tekrarlayacaktır. .
bazen de ” marazı ask” kılıfı altında çıkacaktır karsımıza..
Marazı ask, çocuklukta yarım kalmış öfke ve obsesyonun erişkinlikte yeniden yaratılmış halidir.
9) Duygularımız bilinçaltımızın tercümanıdır. .
Duygularımızı dinlemeyi anlamayı öğrenmeliyiz ve duygularımızın rehberliğine izin vermeliyiz..
Acılarımızı dolu dolu yasamadan yapılan affedişler gerçek affediş değildir,
Affettiğimizi söyleriz ama acı bilinçaltına gömülür,
Hiç olmadık yerde hiç olmadık şekillerde farklı objelere yansımalarla patlamalar yasarız..
Bu da bize zarar verir.
10) Affettikçe bir zamanlar gözümüze canavar gibi görünen insanın gittikçe boyutu gözümüzde küçülür…
Bizi bilinçli kırmaya çalışan ya da kotu niyetli davranan, zarar veren kişi
Zaten kendi yarattığı cehennemi yaşamaktadır.
Zaten yaşamında mutlu olsa, kendiyle barışık olsa hiç bunları yaparmı?
Başkalarına zarar verme güçsüzlerin, sevecenlik, affedicilik güçlülerin işidir.
11) Çocukluk döneminin travmalarıyla yüzleşmek çok önemlidir..
Yoksa eşimizle olan yaşantımızda, patronumuzla ilişkilerimizde hemen aynı sorunlar karsımıza çıkıverir..
Örn: çocuğunu sevgiyle boğan kontrolcü ebeveyn,
Kendi doğrularını Empoze etmeye çalışan mükemmeliyetçi ebeveyn,
Babaların yönettiği yaşamlar sevgi nefret ilişkisi yaratabilir. .
Bunları bastırmaya çalışırsak ruhsal gelişimin yolunu tıkarız…
Derken önce ruh hastalanır.. Sonra beden.
12) Gerçek affediş, zarar veren kişi için ” sen kendi öfkeni kusuyordun ama bu bana zarar veriyordu..
Artık bana zarar veremezsin.. İzin vermiyorum.. Bitti..
Artık benim üzerimde hiçbir gücün yok. Ben özgürüm.” diyebilmek, hissedebilmek ve karar vermektir.
13) Öfke enerjisinin görevi bize yeniden sınırlarımızı belirlemek gücünü vermektir..
Onun için ikisi aynı süreç içerisinde yaşanır..
14) Acıyı ilaçlarla uyutmaya ve gömmeye çalışmak bir tedavi yolu değildir..
Kendimize yönelik işlediğimiz bir suçtur..
İlaç tedavi etmez sadece semptomları geçici olarak bastırır..
Kökten iyileşme ancak farkındalıkla ve kendini derinden tanıma sureciyle olur..
Bedensel hastalıklar da duyguların hastalığıdır. .
Tedavisi yine duyguların açığa çıkmış enerjisi ile sağlanır.
15) Duyguları ifade etmek bastırmaktan daha sağlıklıdır. .
Ama ideal yol, duygularımızı rehber alarak, onları kanalize edebilmektir. .
Duygularımızı bastırırsak kendimize zarar veririz..
İfade edersek karşı taraf incinebilir. .
Ama kanalize eder yani yüzleşerek sınırlarımızı net bir şekilde çizersek, bu zarara izin vermemiş oluruz.
16) Affettiğimizi nerden anlarız?
Artık o insandan korkmuyorsak, özellikle de onun da iyileşmesi için duacı isek,
Başına kötü birşey gelsin ya da mutsuz olsun beklentisinde değilsek,
Ve o kişiyi kendisiyle baş başa bırakabiliyorsak,
O kişinin adı geçtiğinde artık yüreğimizde acı hissetmiyorsak, bilelim ki affetmişiz..
Lütfen bunu farkettiğimiz gün kendimizi kutlayalım..
Ama unutmayalım ki bu bir süreçtir.. Yas sürecidir.. Zaman ve sabır gerekir.. Zoru başarmaktır.
17) Affetmek kimseye yaptığımız bir iyilik ya da yücelik hali değildir…
Sadece kendi ruhumuzu tedavi etme ve iyileştirme sürecidir..
Peki affetmezsek ne olur??
Sürekli bir güçsüzlük, acizlik duygusu içinde oluruz.. Kendimizi sık sık kurban ilan edebiliriz..
Çaresizlik yakınmalarımız hep değişik objeler aracılığıyla gündeme gelir.
Zira tüm onları yapan “kötü kişi ” olacağı için biz otomatik olarak “iyi kişi” konumunda oluruz.
Affetmediğimiz surece içimizde derinlerde devamlı bir haddini bildirme arzusu, intikam duygusu,
Gurur, kıskançlık, pişmanlık, kendimizi hep hakli gösterme çabası, zannedilen bir reddedilmişliğin incinmişliği,
Sevgisizlik, affedemeyeceğine inanma, obur kişinin mutluluğunu istememe gibi negatif duygular içersinde olunur.
Veeee tüm bunların sonucunda:
Hayır deme zorluğu, yani kendi bireysel sınırlarını koyamama,
Farkında olmadan kendini cezalandırma ( çünkü bu duygular, arzular ve hırslar bilincin derinliklerinde “suçluluk hisleri” yaratacaktır ve bilinçaltı ” suçlular cezalandırılmalıdır ” komutu verecektir.)
Güzelliklerden mahrumiyet ve utanç
Zarar verici ilişkiler
Dürtüsel, zarar verici davranışlar
Bağımlılıklar
Kazalar
Hastalıklar
Depresyon
Yabancılaşma, yalnızlık
Büyüyememe
Risk alamama
Mutlu aile kuramama
Başkalarının hayatlarını yaşama vs. vs. olacaktır
Hiçbirşey için geç değildir!
Hepimize affetme gücü diliyorum.
_______________________________________________Dr. Şule Tokmakcıoğlu

AFFETMEK ZOR ZANAATTIR, AMA GETİRİSİ BOLDUR.
Affetmek En kolayı suçlamak, zor olan ise affetmek Zor zanaat, karlı zanaat Affetmek
Affetmek zor geliyor insana. Ne kadar uğraşsanız da, öfkenizi yenmeye çabalasanız da, nefretin size zarar verdiğini bilseniz de, affetmek güç bir iş. Bir kez haksızlığa uğradığınıza inanmışsanız, derinden kırıldıysanız ya da öfkenizin alev alev devam etmesi gerektiğine karar verdiyseniz, “affetmek” mümkün olmuyor. Aslında bu, affetmediğiniz kişinin sizinle bir ömür geçirmesine izin veriyorsunuz anlamına geliyor, ama olsun!
O kişinin davranışı hala içinizi acıtıyor mu? Daha ne kadar acıtmasını istiyorsunuz? Öfke ya da korkularınızın yalnızca affetmek ile geçeceğini biliyor musunuz?
Affetmek… Çocukluğumuzda affetmeyi “ barışmak” ile karıştırıyoruz. Affetmeyi “onaylamak” ile karıştırıyoruz, ya da “kaybetmek, teslim olmak” hatta “aynı acıtan davranışı o kişinin yeniden yapmasına izin vermek” ile fena halde karıştırıyoruz!
Oysa, affetmek insanın ruhunu temizleyen, özgürleştiren ve olgunlaştıran bir eylem. Birkaç ana adımda gerçekleşiyor.
• Önce kırgın ya da kızgın olmanızın büyük sorumluluğunu, hatta tüm sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Çünkü bunlar sizin verdiğiniz tepkiler, sizin duygularınız. Size maddi ya da manevi bir zarar veren kişi “hatalı” da olsa, geçmişi yorumlama şeklinizin sorumluluğu size ait.
• Karşınızdaki kişiyi, kendine özgü niyetini ve davranışlarını anlamaya çaba gösteriyorsunuz. Ona bir bebekmiş gibi bakıp, ailesini ve eğitimini göz önünde bulundurarak, içsel konuşmalarını dinlemeye çalışıyorsunuz. Empati kuruyorsunuz.
• Onu da insan olarak kabul etmeye kadar giden alışılmadık bir zihinsel yolda yürüyorsunuz, hata yapabileceğini anlıyorsunuz. Belki de kendisini korumak için böyle davrandığını düşünebiliyorsunuz, belki de hasta olduğunu, dengesiz davrandığını kabul ediyorsunuz. Alışkanlıklarını, geçmişindeki acılarını, inançlarını, değerlerini hepsini algılamaya gayret ediyorsunuz. Kendine ait iyi niyeti, amacını keşfediyorsunuz.
• Sonra da onu hoş görüyorsunuz.. . Affediyorsunuz. Bu olayı geçmişe bırakıyorsunuz.
• Bunu yaparak, kendinize acıtıcı duygularla ve iri zincirlerle bağladığınız bu kişiyi serbest bırakıyorsunuz ve özgürleşiyorsunuz. Kendiniz için affediyorsunuz. Yarınlarınıza bu duyguları bulaştırmamak için, belki ruh ve beden sağlığınızı korumak için, belki kocaman bir manevi tatmin elde etmek için, ya da basitçe, bu kişiden ebediyen kurtulmak için affediyorsunuz.
• Bu olaydaki kendi hatalarınızı görmeye başlıyorsanız kendinizi de affetmenin tam sırasıdır ve hayalinizde konuşarak bu kişiden af dilemeyi akıl edebiliyorsanız, işlem tamam demektir!
• Artık dilerseniz bu kişiyi hayatınızdan çıkarabilirsiniz, ya da dilerseniz barışabilirsiniz. Sizin seçiminiz, size kalmış.
Aslında, bu işin başlangıcında onu hiç suçlamasaydınız her şey nasıl olurdu? Suçlamayı bırakarak iletişim kurmayı deneseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Çözüme ve uzlaşmaya yönelmek, kendi başınıza veya işbirliği ile sorunu sorun olmaktan çıkarmak nasıl olurdu? Bir sonraki anlaşmazlığınızda bunu deneyebilir misiniz? Taciz, cinayet, dolandırıcılık, aldatma, kefalet borcu… Hepsinde “suçlu” “onlar” olabilir, kabul ediyorum. Bu söylediklerimi geçersiz kılmak için örnekler yağdırabilirsiniz. Hepsini kabul ediyorum. Suçlasanız ne olur, suçlamasanız ne olur, ona bakın derim.
Bunun da öncesinde, klişeleşmiş beklentilerimizi gözden geçirmemiz ne iyi olur! Olumsuz duygulara ve hormonlara olan bağımlılıklarımızı, düşünce alışkanlıklarımızı ve körü körüne yapıştığımız haklı çıkma isteğimizi silkeleyip atmak bizi gerçekten özgürleştirecek. Kolay değil, ama hepinize kolay gelsin!
Affetmek zor zanaattır, ama getirisi boldur.
Affetmek için gereken sabır, hoşgörü ve şefkat damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur!
_______________________________________________________________________Gülcan Arpacıoğlu

DUANIN GÜCÜ VE EVREN, AFFETMEK ÜZERİNE GERÇEK BİR HİKAYE..
Affetme üzerine gerçek bir hikâye
DUANIN GÜCÜ VE EVREN
Hayatta insanı en hafifleten şey affetme duygusudur. Çoğu kişi bunun zor olduğunu düşünür oysa affetmek kendimize yaptığımız en iyi yatırımdır. Karşındakini affetmek onunla olan negatif bağları koparmak demektir. Seni incitenlerle, acı verenlerle yüzleşmek demektir. Onlara kendini ne kadar kötü hissettiğini haykırmak ve buna haklarının olmadığını söylemek demektir. Önce kendimizden başlamalıyız affetmeye. Kendini affetmek kendinle barışmak demektir ne kadar değerli olduğunu hatırlamak demektir. En önemlisi hayatındaki tökezleri kaldırmak demektir. Kendimizi ve başkalarını affetmek dünyaya meydan okumadır.
Sizde meydan okumak isterseniz kendinize sessiz ve rahat bir yer bulun derim. Gözlerinizi kapatın kendinizi rahat ettiğiniz bir yerde hayal edin orda mutluysanız bir müddet kalabilirsiniz. Nefesinize odaklanın ve sonra sizi üzen kişi ya da olay ne ise onu karşınızda görün. Bütün ipler sizin elinizde unutmayın. Karşına aldığın kişi ve olay sana ne hissettiriyor bunu iyice anlamanı istiyorum. Sana ne hissettiriyor üzüntü mü veriyor, seni korkutuyor mu ne hissettiğini anla ona de ki seninle yaşadığımız şeyden dolayı sana kızgınım ya da senden korkuyorum ya da senden utanıyorum bu duygunun ne olduğunu sen biliyorsun.
Yaşadığımız şeyden dolayı üzgünüm artık bundan kurtulmak ve özgürleşmek istiyorum. Seni seviyorum ve seni affediyorum. Seni affettikçe özgürleşiyorum aramızdaki bu bağı şimdi nazikçe koparıyorum. Bu bağ koptuğunda sen de bende bu üzücü olaydan özgürleşeceğiz. Seni seviyorum de ve ipi kopar.  ( Bu bağ ikinizin göbeğinden çıkan pamuk ipliği kadar yumuşak bir bağ. İster elinle kopar istersen makas kullan sana kalmış) Sonra ona de ki Aramızda yaşanan bu olaya sebep olan ne ise  “Özür dilerim, Seni seviyorum, Lütfen beni affet, Teşekkür ederim” diyerek bunu lütfen 20 kere tekrarla sen tekrar ettikçe hem kendini hem de yaşanılan her neyse onu şifalandıracaksın.
İstersen buna tanıklık etmesi için yardımcı meleklerinden yardım alabilirisin. İpi kopardığında onunla senin aranda yaşanan ne ise sonsuza kadar yok olacak ve geride güzel anılar ve olaylar kalacak. Ona de ki aramızdaki bu sorun artık ışığa gitti orda şifalanıyor tıpki bizim gibi bu yüzden çok mutluyum. Sonra onun gitmesine izin ver. Sende oradan gitmek için hazırlan. Seni alacak ve arınmanı gerçekleştirecek ilahi ışığın olduğu mabede götürmek için gelen buluta bin. Bulut o kadar rahat ki seni yavaş yavaş gökyüzüne çıkarıyor. Gökyüzünde ilerlerken diğer bulutlara dokunabilirsin az sonra bulut seni beyaz mermer olan ve korkulukları altından yapılmış merdivenin başında indirecek. Nefes almaya derin derin nefes almaya dikkat et lütfen. Nazikçe buluta teşekkür et ve merdivenlerin başında bekle. Sana yardımcı olmak için bir melek göreceksin o seni merdivenlerden indirip beyaz çok büyük bir kapıya getiriyor içeri gir ve ilahi ışıkla yıkan. Başından aşağıya akan bu ilahi beyaz ve altın rengi ışıkla dilediğin kadar yıkanabilirisin. Yıkanman bittiğinde Orada duran koruyucu meleğine teşekkür et ve onun eşliğinde odadan çık. Tekrar merdivenleri çık orada seni getiren bulut bekliyor ona bin ve evine dön. Meleğine sana eşlik ettiği için teşekkür et. Artık şifalandın ve temizlendin, artık şifalandın ve temizlendin, artık şifalandın ve temizlendin bunu 3 kere söyle lütfen.
Bunu kendini rahat hissedene kadar devam et. Kısa bir süre sonra Kendini iyi hissedecek hayatının ne kadar hafiflediğini göreceksin. Her gün aynı saatte yapmak terapiyi güçlendirir. Bu çalışmadan sonra kendine 5 dakika ver ve dinlen. Bazen iki kişi arasındaki ya da kişiyle olay arasındaki bağ zorluk çıkarabilir ama mutlaka kopar eğer zorlanırsan seni seviyorum özür dilerim lütfen beni affet teşekkür ederim de. Bunu yaptığında işler daha da kolaylaşacak.
AFFETMEK ÜZERİNE GERÇEK BİR HİKAYE.
MARİE BALTER kendisine bile bakmaktan aciz, alkolik bir annenin evlilik dışı dünyaya gelen çocuğuydu. Beş yaşına geldiğinde çocuk bakım yurduna yerleştirildi. Daha sonra bir çift tarafından evlat edinildi. Sadist çift, küçük kızı evin mahzenine kapayıp, ona sistematik bir biçimde işkence etti. Çiftin toplum içindeki saygın konumu, küçük kızın yaşadıklarını çevreden kolaylıkla gizliyordu. Marie on yedi yaşına geldiğinde depresyondan felç geçirdi. Kas spazmları ve boğularak ölmesine sebep olabilecek denli yoğun astım krizleri geçiriyordu. Halüsinasyon da gördüğü için doktorlar ona yanlışlıkla şizofreni teşhisi koydular. Bundan sonraki onyedi yılı akıl hastanesinde geçti. Umutsuzluk ve çaresizlik içinde kıvranan kız, yemek yiyemiyor, fazla kımıldayamıyor ve intihar etmeyi sıkça düşünüyordu. Otuz dört yaşına geldiğinde doktorlar Marie’nin durumunu yeniden değerlendirdiler. Onun şizofren olmadığına, ağır depresyon geçirdiğine ve panik atak yaşadığına karar verdiler. Arkadaşlarının ve kendisini seven birkaç sağlık görevlisinin yardımıyla Marie hastaneden çıktı. Artık yaşamını nasıl sürdüreceğine kendisinin karar vermesi gerekiyordu. Terk edilmiş, işkence görmüş, tacize uğramış, hayatının otuz dört yıllı ziyan olmuştu. Kızgın, öfkeli, umutsuz olmak onun en doğal hakkıydı. Yaşamının sorumluluğunu üstlenmeden, devlet yardımıyla hayatının sonuna kadar yaşayabilirdi. Ama o, bu yolu seçmedi. Marie üniversiteye girdi ve mezun oldu. Evlendi. Harvard Üniversitesi’nde mastır yaptı. Psikiyatrik hastalarla çalıştı. Konferanslar verdi. Biyografisini yazdı. Elli sekiz yaşındayken, on yedi yılını geçirdiği hastaneye yönetici olarak atandı. Haber ajansları onun yeni görevini haber yaparken, o zaferinin açıklamasını şöyle yaptı; “Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir adım bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastaneye yönetici olarak dönemezdim.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sizin Yorumunuz.!

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...