FİRARİ MÜRDÜM ÇİÇEĞİ kitabım ÇIKTI okudunuz mu ?

26.12.18

Çukurova Umurunda mı



Bak Anavarza kayalığından
Koynumda uyuz bir sarı sıtma
Koşar lâl dilim susuzluğa
Tepemde bilenmiş mızrak güneş
Güve yarası paçavralar delik deşik
Elçinin morumsu dudaklarında
Satılır gün yirmi beş paraya
Beyaz gelincik kimin umurunda

Sür atın yılan kaleden beriye
Her bir yanım uçsuz bucaksız Toros
Turunç kokusuna uyur Çukurova
Toprak ki kavruk narca çatır çatlak
Alnı ter ayası nasırlı sübyanım
Gülüşleri akşamdan mateme dürülmüş
Güğümleri dolu esmer kavgalı ırgat ananın
Ötede lokmaya aç kundaklı kimin umurunda

Yaşar Kemal'in göz nazarında
Ekmeği helal şehri naçar
Yakar emeğin katarını sabahçı kahveleri
Susuzluğu Akdeniz’de biten gurbet trenine
Tütünü kaçak sarar gâvur dağlarım
Heybetinden titrese de Seyhan taş köprüde
Yatağında çatlar kırmızı koyu yeşil karpuz
Çapanın ağaya kini küfrü kimin umurunda

Küçük saat hamamında günahlar yıkanır
Ay ışığı bilmem kaçıncı seyrüseferde
Çıkınında dama azık taşırmış canımın yarısı
Türkü vardiyasına uyuyan bekçi düdüğüyle
Büyük saat hanında vurulunca b'ağlamam
Haram müebbette kin kusar zaptiye
Bakırcılar çarşısında dövülse de yaşlar
Memed'in sılaya mektubu kimin umurunda

24.12.18

Deli Cevdet


         Bugün (24 Aralık) Deli Cevdet’in aramızdan ayrılışının 41. Yıldönümü…
 “Ölüler, unutulduklarında ikinci kez ölürler!” der, Sakallı Mustafa…
“Hatırlamak, onları canlı kılmaktır gönüllerde… Sokaklarda ve meydanlarda onları yaşatmaktır… Hatırlamak, nesillere aktarmaktır…” diye de uyarır.
                                                     ***
“Kadim şehirlerde divaneler, abdallar, meczuplar, deliler, sokağın süsüdür. Onlar bulunduğu mekânın çocuğudur. Onlara kapısını açmayan dükkân, yıkanmasına imkân vermeyen hamam, yardım etmeyen el yoktur. Ermiş, kâhin, mecnun, meczup, divane ve delilerin davranışları anlaşılmadığı için toplum üstü gerçeğin sözcüleridir onlar… Gizli bir hakikati bildirmek, gelecekten haber vermek, başkalarının fark edemediğini görebilme ferasetine sahip olmak, tuhaf ve gizli güçleri olanlar yine onlardır. En azından halkımız böyle inanır böyle tanırdı onları…”
Usta yazar Necati KANTER, yitip giden değerlerimizi lirik üslubuyla bu ifadelerle dile getirir, geçmişe ait yaşanılan güzelliklere tercüman olur.
O anları adeta ölümsüzleştirir, “Bizim Şehrin Divaneleri” de…
                                                     ***
Deli Cevdet’in, pek çok meseli vardır, anlatılır durur.
Ancak, Upanişadlar (Hinduizm’in felsefi ve daha çok mistik yapıdaki kutsal kitapları) hakkında oldukça kafa yorduğu ve Hintli şair Tagor'a özel ilgisi olduğu benim için en düşündürücü yanıdır onun…
Yakın dostu Kundura tamircisi Kör Feti'nin, tamirci dükkânına uğrayıp ne denli felsefi tartışmalar yaptığını, bu tartışmalar sırasında görüş ayrılığı nedeniyle sık sık Kör Feti ile küsüp sonra nasıl barıştığını anlatırlardı büyüklerimiz.
Bir ara Hindistan’dan inek getirmeyi kafasına takmış. Maksadı, ineğin gözünü Feti’nin kör gözünün yerine takarak hayattaki en yakın dostuna “fer-ışık” olmakmış. Hindistan’dan getirilecek ineğin pahalıya mal olacağını duyunca “Nedek baba? yerli inek olsun” demiş ve kerhen kabullenmiş Deli Cevdet.
“Neden illa da inek gözü?” diye soranlara da“Çaktırmayın, utandırmayın Feti’nin şimdiki haline bakmayın, o bilmiyor ama önceki hayatında inekti”cevabını vermiş.                                               
                                                    ***
Çarşı Hamamı’nın sahibi Hacı Nurettin’in oğlu anlatıyor.
Cevdet geldi yanıma. Neşeliydi. Yanıma oturdu. Ismarladığım kebabı yedikten sonra işaret ettim, Berber Hacı bir oyun havası yerleştirdi kasetçalara…
Kollarını bir kartal kanadı gibi açtı gülümsedi. Çarşı esnafı alkışları ile tempo tutarken kendine özgü figürler yaparak başladı oynamaya… Keklik gibi sekiyor, ağzına bir bıçak alıyor, sonra alnına yapıştırıyor, tuhaf hareketler yapıp, seyredenleri gülmekten kırıp geçiriyordu.
Bir başkaydı o gün Cevdet.
Çayını içtikten sonra tıraş olmak, sonra da hamama girip yıkanmak istediğini söyledi. Pek hayra alamet değildi bu. Üstelik, “Ben gidiyorum” deyip tek tek helallik almış, “yarın yolculuk var, unutmayın anamın adı Zehra… tamam mı Zehra… Zehra!” son sözleri olmuştu.”
O sabah şehrin minarelerinde okunan salanın ardından İzzetpaşa Camii’nden duyurulan acı bir haberle sarsılmıştı Elâzığ.
Cevdet Baba vefat etmişti.
Dudaklarda buruk tebessüm!
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun!
Ve kendinin sürekli haykırdığı o söz…
“Ebed-dinükum!”
Tarih 24 Aralık 1977
Medfun olduğu mekân: Harput mezarlığı Nakşibendi şeyhi Beyzade Efendi’nin yanı.
(N. Kanter, Bizim Şehrin Divaneleri, syf. 80)
                                                    ***
Bugün (24 Aralık) Deli Cevdet’in aramızdan ayrılışının 41. Yıldönümü…
 “Ölüler, unutulduklarında ikinci kez ölürler!”
“Hatırlamak, onları canlı kılmaktır gönüllerde…
Saygıyla anıyorum Cevdet Baba’yı… Ruhu şad olsun.

Alıntı Yazı: gunisigigazetesi.net/yazi/ihsan-tarakci/deli-cevdet/10432/?fbclid=IwAR2vH9ZKV8kGxqOmwpOzRkqh7F2LQjhnGsoxG1REs6TN7FG_VeojsxqQg0o

Yazar / İhsan Tarakçı  22 Aralık 2018 13:29

10.12.18

Gadanalam


Bizde bi zemanlar çağaduğ
He çağaduğ amma
Böyüglerımızın göynünde ağaduğ
Gonşularla ermeni hırıstiyan müslümanduğ
Dedı godu yoğudu horata yaparduğ
Barabar yabana davar salarduğ
Gadanalam duz gadar gıymet varıdı

Kürsü başına bacı gardaş kibin toplanidik
Allağ muhammed aliye salavat getiridik
Hak divanında alevi kızılbaş sünni bilmidik
Namaza niyaza heç mı heç gara çalmidik
Gapı gonşuyu mala mülke satmidik
Gara erig de ossa huzurdan başga datmidik
Gadanalam günağınca sevabımuz varıdı

Esgüden deyim ha çoğ hoş yaz olidi
Dabağhanadaki gavağlardan irüzgar üfiridi
İlkin güneş gapıda yüzümüzü yalidi
İpe serili cevizi gazan dudunan gaynadidi
Gursağumda heves göynümde göllübağ çağlidi
Gaya başında aşşamlar fırata nassı ağlidi
Gadanalam dil lal içerümde güller varıdı

Torpağ küpün bekmezine gar gatarduğ
Üreğin mangalında sevda ataşı yağarduğ
Evliya gapısında her dua bi yastuğ
Canumuz gurda guşa amanat yatarduğ
Her birimiz çağaken bi saltanattuğ
Birimiz aşşamsa o gadar sabbağduğ
Gadanalam kuşğanada helalından aş varıdı

Düğünlerde halayda gol gola dik duridik
Yumurta doppuğu inadina yere vuridik
Çedeneyi dibeğde sabırla dögidik
Ayrana gözeden buzlu su çarpidik
Loğ çamurunda sıraynan dam küridik
Gar yağduğu zeman heç hestelenmidik
Gadanalam gışın murat’da yığanmağ varıdı

Bilimisin çağam biz ajluğdan çoğ titredüg
Ajduğ amma süründük ginede ölmedüg
Her baharın nevruza sevdalı kengerdüg
Mayıs gapısında çiçek açınca çüt sürdüg
Üstümüzde gara öynüg mozik çevirdüg
Çağala aluc çigidi cebımızden esgüldmedüg
Gadanalam her bi şeye doymağ varıdı

Ah benı benı şindikinin genc guşağı deliler
Varsa yoğsa ejnebı kültürü deyiler
Genclüg dediğin elden gidi gıymet vermiler
Erkeği gadını diz dize günübirlig egleniler
Cebindeki üç guruşu çakkal çukkala veriler
Torpağa basmamış alın terı nedır bilmiler
Gadanalam esgüden ar namus varıdı

22.11.18

Sızı


Küstürdü bulutun rüzgârımı
Kural/sızım
Sarı yeleleri dalgalanmaz atımın
Sual/sızım
İçtiğim sular şimdi nazarlı
Sabır/sızım
Türküler göç eyledi mevsimlerden
Mızrap/sızım
Ürkek nallar çiğneyeli gelinciğimi
Yaşam/sızım
Pervaza tutunmuş paslı çivide umudum
Ümitsizim
Gök ki yağmursuz
At ki yelesiz
Suyunda nazar
Türküler öksüz
Gelincik dersen hepten kanlı
Bir tek umuttur yaşatan beni

10.11.18

Ah İstanbul


Gün ışığını sergileyince iç odamda
Bir bardak çamurlu suyun hayrına
O güzel suskun sükûtu lisanınla
Öp alnımdan yalvarırım hadi durma
Ne olur İstanbul

Çatlatır dudağın çorak toprak
Sevincinden tohum doğurur
Yolları düğüm düğüm bir kabristan
Toprağında nice canlar soğur
Kaydır yüzünü topraktan ki
Bakabilesin yapraklardan gökyüzüne İstanbul’un


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...