FİRARİ MÜRDÜM ÇİÇEĞİ kitabım ÇIKTI okudunuz mu ?

19.9.18

Ağla Meri


Ayaza boğunca geceyi Harput
Yokluğun dolaşır dudaklarımı
Yalanızlığım aroması vişneli
Nefesim anason tavlı rakı
Varlığın ise güz kokulu meri

Şimdilerde nerede gara erik çağala
Sanmam gönlüm  bi daha sağala
Sen ki yoktun akşamları matemi şehrozda
Suyun bendi kanmadı daveti günağa
Ağla meri durma sende ağla

Puslanır gizleri bulutlarda Harput'un
Gözlerindeki yeşil sarkıtlar
Çiğ düşürür yüreğine meri
Ne demiştin hasret türkülerine ki
Dönüp dönüp konar ellerine

Bak gurban meterisi duman almış
Şimdilerde zaman ihtiyar ben kocamış
Ömür dediğin gözlerimde yaşlanmış
Yokken sen gayabaşını hüsran sarmış
Ağla meri durma sende ağla

Harput'tan uzak gölgemden ayrı
Yasal  bir düş uyur yabanında diyarın
Işığına inat sokağında yasaksız meri
Fıratın kustuğu yeşil mavide
Bu nasıl eflatuni bir a'yaz

Harput'ta süzülmüş zemheri kış
Düşmüş süt galadan yere bir kaç bakış
Dua dağında mezarım duyulmaz ses alkış
Ayak izlerini sildi gene gara gış
Ağla meri durma sende ağla

25.7.18

Er Adam


Er adam doğranır şiire
Hazan-ı güz kokar her dem ömrü
Konuşmasına heyelan yaraşır
Karabasan çöktürür yokluğu
Lâkin viran esrarlı yaşamı
Gelişi sessiz
Gidişi ateşten gömlek erkek adamın

18.7.18

Acısı Kanayan Çocuk


Hey acısı gülüşe kanayan çocuk
Tadamadığın dünün çalkantılı
Yarınına adım atmaktan endişeli
Yorgun ayakların
Hani adın Ömer, Enes, Ali olsa
İsterse Leyla, yahut Ester ne fark eder
Ağırlığına tahammülü yok bedenin
Sağır zihinler sevgiyi nasıl anlasın?
Aldanma düşü kirli gülüşlere çocuk

Ey acısı süzgeçten sızıyan çocuk
Ödenecek bedellerin toplamıysa
Keşke dediklerimiz
Pişmanlığı neden azat eyleyemeyiz?
Mavi atlası paylaşan kanatlar kadar
İbadethaneleri ihanet yuvası
Helâl toprağı bölüşmeyen insanoğlunun
Gülüşünle kilitle inançsızlara kapını
Başlat içinde isyanı çocuk

Be hey acısı fokurdayarak damlayan çocuk
Özlem yığınına kurşunun tam isabet
Kuşkulandığında yıkılan hayallerin
Koyuver çığlıklarını hoş sadaca
İbretlik iz kalsın senden geriye
Nasılsa dönüş yok gidilen yerden
Ölüm akınırken yalnızlığımın yoluna
Açan güller nasılda sana benziyor
Kaynayan acıların yönüyken rüzgâr çocuk

9.7.18

Bektaş'ım

Bu gün ilk ve son kez bana ağlıyor, canına yandığımın İstanbul'u. Hemde eşim,dostum sevdiğim,kırdığım kim varsa toplamış etrafıma. Giydirin beyazları sessiz sedasız. Fena bilensem de elim kolum bağlı, sabun köpüğü yağıyor gözlerime musallada. Sevincinden değil analar, babalar, abim, ablam, bacım, eşim, oğlum, kızım biliyorum. Biliyorum ahbap, konu, komşu ve masumlar yaş deriyor. Bu gün son kez helallik verin esirgemeyin benden dualarınızı. Ezgilerin, türkülerin, zılgıtların eşliğinde anama, babama, ablama uğurlayın beni.

                          *                    *                        *
Vurunca göğsümün kıyılarına
Dalga dalga deryalar
Kırılıyor içimdeki çığlıklarım
Ah iflah olmaz hamlığım
Pişme zamanı gelince
Ölmüş mü olur insanı Bektaş?

Deniz üşüşüyor kahve gözlerime
İniltilere tasalandım ne hikmetse
İncindi akışında büyüdüğüm
Nefesinde doğduğum filizi bakışlar
İncinmese de kopardım bu sefer
En inceldiği yerden bedeni Bektaş’ı

Kurşunlandıkça yıkılan hayallerim
Armağan size
Rüzgâr yön verdi ateşine kalbimin
Özlemlerim yığıldı namluya daima
Ölüm akarken usul usul yalnızlığıma
Kanar daima yarası insanı Bektaş’ın

Başucuma asın güneşi
Kurusun çürüyen dilaver ruhum
Sessizliğim yeşersin ecrin diye
Sağ yanıma düşmüş ağlıyor gülüşüm
Bi bakmışsın ölmüş zavallı ben
Kan gölünde bir Bektaş-ı Akgül'üm

20.6.18

Ceviz Yeşili Kına


Ölümün kirini s/aklıyorum aşkın
Gün batımında
Kibrinden kaynayan ufkun
Meselâ ceviz ağacına yaslanmış
Şiirin alkolüne müptelâ
Sonsuz bir ölümsüzlükle
Gidersen avucuma yakışmaz yeşilimsi kına
Gitme nolur

Ben dün giderken
Sen benden de erkensin bu gün
Döküp gölgemi ceviz yerine altına
Güneşi dövüştürmek istiyorum yaprakla
Gün ki eş denizine ötede
Buzuldan alınma sabahlarla
Yeşilimsi koktu kınası cevizin
Kırma sana uzanmış dallarımı

Sözüm ona çelimsiz siluetin
Yansıdı aynada gölgesi yanık gemilere
Terk-i diyar eylerken kendinden
Kabuğuna küs ceviz edasıyla
Takılıp peşine bahar rüzgârının
Gitme öyle erken erkenden ölümüne
Çoktan soldu kınası yeşilimsi cevizin
Başkaldırma buruk t'adına

Oturmuş pervazına penceremin
Sessizliğin perdelerine inatla
Üflüyor ruhuma edepsizliğini yalanızlığım
En sert acı alaycı sözleri
Sokuyordu miyop gözlerime ölüm
Ölüm ki sensiz çoktan kabulüm idi
Gittiğinde yandı ellerimin yeşilimsi kınası
Gitme dememi bekleme gitme nolur


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...